Haldun Dormen Röportajı /Halka karşı mesafeli değilim
Haldun Dormen, 5 Nisan 1928 tarihinde
Mersin’de doğdu. Tiyatro eğitimini ABD’de YaIe Üniversitesi’nde yaptı.
İstanbul’da Muhsin ErtuğruI yönetimindeki Küçük Sahne’ye girdi. ‘Cinayet Var’
adIı oyundaki dedektif rolüyle ilk kez seyirci karşısına çıktı. Bir buçuk yıI
Muhsin ErtuğruI iIe çaIıştı. Sonra Cep Tiyatrosu’nu kurdu. 11 oyun yazdı. İstanbul
Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde ders verdi. Medyapım
Akademi’de yöneticilik yaptı. Şimdilerde eğitim verdiği özel bir kurumda
öğrencileri ile buluşan sanatçı, diğer yandan da son on yılını kaleme aldığı
“Nerde Kalmıştık” kitabını yazıyor.
Haldun Dormen ile İstanbul’da kültür sanatı,
kitapları, gündemi ve pek çok şeyi konuştuk.
Tiyatro
alanında çalışmalarınızı takip ediyoruz, Yeşil Işık filmiyle de sizi beyaz
perdede gördük ve ardından bir dizi de izledik… Yeni bir proje var mı sizi
ekranlarda görebilecek miyiz tekrar?
Tiyatro çalışmalarımın temelini
oluşturuyor. Yeşil Işık filminde gördünüz beni ama ondan sonra sinemayı çok
fazla düşünmedim. Hülya Avşar ve Kenan Işık’la çalışmak çok keyifliydi. Diziden
de çok keyif almıştım, halkta çok benimsedi ve sevdi ama pek çok dizi teklifi
gelmesine rağmen nedense olmadı… Güzel bir dizi projesi olursa elbette tekrar
ekranlarda görebilirsiniz.
Birçok oyun yazdınız ve yönettiniz, aynı zamanda TV
programları ve dizilerde de sizi gördük… Böyle hareketli bir sanat yaşamından
geriye baktığınız zaman “keşke” dediniz zamanlarınız oluyor mu?
Valla çok keşke’m
yok... Ben hiçbir zaman oyun yazacağımı bilmiyordum mesela. İlk yazdığım
rahmetli Egemen Bostancı ile beraber ortaya çıkardığımız ‘Hisseli Harikalar
Kumpanyası’ oldu. O başarıya kavuşunca,
14 oyun daha yazdım ve bunların 12 si oynandı zaten… Ödül alan müzikaller oldu
bunlar arasında. Ardından otobiyografiler geldi beğenildi kitaplar. Eski Dormen
Tiyatrosunun hikâyesini istiyorum ben dedi bir arkadaşım, onu da yazdım… Sonra
‘Anılar’, ‘Amphitryon 2000’ ve ‘Antrakt’ isimli kitaplar geldi. Şimdi de 6 ay
önce çıkan ‘Olmak yâda Olmak’ isimli kitap var. Bugünlerde son 10 yılımı
anlattığım, ‘Nerde Kalmıştık’ isimli kitabı yazmaya çalışıyorum. Yani aman aman
yazayım diye bir endişe yaşamadım, benim asıl işim yönetmenlik ve oyunculuk
zaten.
Köşe yazarlığı yaptığınız bir dönem oldu, buradan
çıkışla günümüz İstanbul’unu değerlendirir misiniz?
Evet, bir dönem köşe
yazarlığı yaptım. Günümüze baktığımız zaman hayli karışık gibi görünüyor ama
umarım düzelir. Fakat her şeye rağmen Türkiye gün geçtikçe gelişiyor. Bunu göz
ardı edemeyiz. Anadolu’ya çok gittiğim için bunu takip edebiliyorum. Yani bir
hanım kızının elinden tutup ‘Kızım oyuncu olmak istiyor, tiyatroya yazdırmak
istiyorum’ diyebiliyor artık. Bundan 20 sene evvel böyle bir şey mümkün
değildi, düşünülemezdi bile. Bu durum gösteriyor ki, insanlar tiyatroyu ve bu
sanatı ciddiye almaya başladılar.
Peki, bu noktaya gelmişken hemen sormak
istiyorum, İstanbul’da Kültür ve Sanat alanında gelinen noktayı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
İstanbul’da kültür çok
karışık bir şekilde olmasına rağmen iyi bir noktaya geldi diyebilirim.
Karışıklık deme sebebim ise, Devlet Tiyatrolarının kapanmasına karşıyım ben,
fakat bir taraftan da sonrasını bilmiyoruz, belki de iyi olacak bilmiyorum.
Yani bu alanda bir takım ıslahatlardan geçirmek ve düzenlemeler yapmak
gerekiyordu elbette, ama fazla mı geldi, iyi mi oldu yoksa kötü mü bilmiyorum.
Bu konuda bende kararsızım, hep beraber göreceğiz. Şu var ki, Devletin
tiyatrosu olmadan, balesi olmadan medeni bir topluluktan söz edemeyiz.
Bundan sonrasına ilişkin, “belki de iyi olacak…”
dediniz, sizi bu noktaya götüren ön görü nedir?
Ben Bale, Opera ve
Tiyatro’nun bu durumdan çok iyi bir şekilde etkileneceğini düşünemiyorum
açıkcası. Yani devletin yardımı olmadan,
Opera, Bale vs. nin ilerleyebileceğini zannetmiyorum. Mersin gibi bir yerde
harika bir senfoni orkestrası var mesela, bunlar çok önemli şeyler ama devlet
desteğini çekince bunlar varlığını sürdürmekte zorlanacaklar.
Sanat kişiselleşiyor diyebilir miyiz?
Evet, ne kadar yararlı
olacak bilemiyorum. Tiyatroda her şey olabilir ama bir Bale ve Opera için aynı
şey söz konusu değil. Şehir tiyatrosunun kapanması şekil değiştirmesi beni
rahatsız ediyor, biz tiyatroyu oralarda öğrendik, bizden sonraki nesil
zorlanacak. İnşallah hayırlı olur diyelim.
6 ay önce çıkan ‘Olmak yâda Olmak’ isimli
kitabınıza gelecek olursak, genç tiyatroculara ışık tutacak bir kitap olma
özelliği ile karşımıza çıktı. Diğer Otobiyografi kitaplarınızla kıyasladığımız
zaman okuyucunun size geri dönüşü nasıl oldu?
Memnunum geri
dönüşlerden. Zaten sizde biliyorsunuz, 3. Baskısını yaptı kitap. Diğerlerini de
Yapı Kredi birleştirdi ve ‘Haldun Dormen Anıları’ diye yeniden yayımladı, 600
sayfalık bir kitap olarak okuyucuyla yeniden buluştu.
Tekrar tiyatroya dönecek olursak, kendinize en
yakın hissettiğiniz oyuncu kim?
Birçok var oyuncu ve
sanatçı arkadaşım var, Mustafa Alabora, Aliye Altuğ, Murat Ovalı var…
Eskilerden, Göksel Kortay, Metin Serezli var gençlerden de takdirle izlediğim
isimler var elbette, ilk aklıma gelenler bunlar oldu.
Sosyal medyada küçük bir araştırma yaptım ve
sizin için “ Asil, beyefendi ve züppe bir ukalalığı vardır, lakin bunun altında
mantıklı duruşuyla da halkın sevgisini kazanmıştır. Ama o halka mesafeli
durur…” gibi söylentiler var. Halka karşı mesafeli misiniz, Bu söylemler
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet, herkes bu şekilde
düşünüyor hakkımda, ama kabul etmiyorum bunu. Ben asla halka karşı mesafeli
değilim. En son Bakırköy Tiyatrosu’nda bir oyun sahneye koydum. Çocuklar beni
hiç tanımıyorlardı, biraz çekindiklerini ifade ettiler oyun sonunda ama sonra hepsiyle
samimi olduk. Geçen akşam bende yemekteydiler mesela bir iki tanesi… Yani
insanlar bana yaklaşırsa bende elbette kapıları açarım. Yolda karşılaştığım
çiçekçilerle ve simitçilerle çok durup sohbet etmişliğim vardır. Ben geri
durmam yani, benimle çok çabuk dostluk kurulabilir. Ama elbette karşımda bir
mukavemet görürsem bende elimi uzatırım… Halka açık olduğumu düşünüyorum.
Tiyatro sinema gibi değildir bilirsiniz, insanlar beni ekranda çok sıkta
görmüyorlar ama sokağa çıktığım zaman bazen yürümekte zorlanabiliyorum ve mutlu
oluyorum. Maddi olarak çok bir şey kazanmadım diyorum bazen kendime, ama en
azından insanların sevgisi var. Bu kazanç ise hiçbir maddi karşılık bulmaz.
Tiyatro festivallerini yeterli buluyor musunuz?
Çok güzel ve gayet
muntazam yapılıyor. Avrupa’da bile bu kadar mükemmeli yapılmıyor diye
düşünüyorum.
Müzikal Tiyatro ve Komedi alanlarında yaptığınız
çalışmalar ve Kenan Işık ile birlikte çalıştığınız “Dadı” dizisin de ki
rolünüzle aklımızda kaldınız. Haldun Dormen hayatı nasıl görüyor komedi mi,
trajedi mi?
Ben hep gülerek
izlediğim için insanları ve kendi hayatımı, olayları ve dünyayı, benim için
komedi… Kitaplarımda da zaten böyle bir dil kullanıyorum. Ben hiçbir şeyi
ciddiye almıyorum, alıyorum tabi ama ciddiye alırken hayatın komik tarafını da
görüyorum. Çünkü hayat hep sürprizlerle dolu, onun için acıyı bile yaşarken
gülerek karşılamak bana daha mantıklı geliyor.
Evet, birazda Türkiye gündemine değinelim. Akil
İnsanlar Heyeti içerisinde yer alan sanatçı arkadaşlarınızla ilgili bir
röportajınızda “başarılı olurlar…” şeklinde bir açıklamanız var. Şuan ne
düşünüyorsunuz, size teklif edilseydi kabul eder miydiniz?
Akil İnsanlar o kadar
çok tepki gördü ki insanlardan, çok zor bir şey yapıyorlar aslında. Bana teklif
edilseydi kabul etmezdim. Çünkü sanatçı kimliğinizle var olmuşsunuz ve politik
bir sürece dâhil oluyorsunuz. Bu o kadar kolay bir şey değil, ne yapsanız
yaranamayacağınız bir sürece girmek gibi bir şey bu. Yani ne kadar iyi ve
olumlu davranırlarsa davransınlar, karşı çıkacak kişiler mutlaka olacaktır. Bu
da yıpratır insanı.
Akil İnsanlar içerisinden yakinen görüşüp
hasbihal ettiğiniz sanatçı var mı?
Hülya Koçyiğit ve Kadir
İnanır’la yakinen görüşüyorum. İkisi de çok sevdiğim insanlar. İkisi de son
derece aklı başında insanlar bunlar. Bilerek asla yanlış bir şey yapmazlar,
yaparlarsa da farkında olmadan yanlışlara girebilirler. Onun için sanatçı insanların
böyle bir organizasyonda olmalarını çok doğru bulmuyorum.
Nasıl yanlışlıklar peki, kastettiğiniz yanlışları
biraz açalım mı?
Sanatçı gözüyle
olayların içine girecekler, sanatçı gözüyle olaylara baktıkları zaman politika
ikinci planda kalacak, ikinci planda kalınca da onlar gerekli kararları
veremeyecekler ve hatta zorlanacaklar diye düşünüyorum. Bu çok yıpratıcı bir
durum... Tabi en doğru yanıtı bize zaman gösterecek.
Haldun
Dormen Röportajı / Ayşe Büşra Erkeç – Yeni Şafak
Yorumlar
Yorum Gönder
Görüş ve düşüncelerinizi yazın...