Sadece Leman Dergisi mi? Evlerimizde de "Siyer-i Nebi okuyalım!
İslamın nuru, dünyanın yaratılma sebebi, iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimiz ile ilgili yaşanan olay, herkes gibi beni de üzdü. Sevdiğime edilen bir güzellik gönlümü coştururken, yere çalınması, dalga konusu edilmesini geçtim hakarete maruz kalması yüreğimi dağladı, yüreğimiz burkuldu.
Efendimize yapılan bu olayı kınıyorum fakat gözardı edilemeyecek bir hususu da ele almadan geçmeyelim. Leman Dergisi'nce yapılan bu saldırıya mahal vermeyecek kadar peygamberimizi tanıyıp-tanıtıp, sevip-sevdirseydik ülkemizde bu saçmalıklar yaşanmazdı… zira efendimizin insanlığını, ahlakını, kıvrak zekasını, esprili hallerini tanıyıp sevmemek mümkün değil. Bu olayda kusur da bizde, eksiklikte… Dönüp sorun bakalım o müstesna nefislerinize, Peygamberimiz (sav) hayatımızın, yaşam şeklimizin ve kalbimizin neresinde?
Hakaret eden karikatüristlerin derdest edilmeleri elbette önemli kimse kutsalıma, kutsalımıza hakaret edemez, bu cepte lakin eksiklik sen-ben-bizde güzel kardeşim, böyle bir durumda çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu?
Evet, gerekiyor… haydi özeleştirini yap bakalım, yapabiliyor musun?
Sen tanıtamadın, sevdiremedin ve bu ülkenin çocuklarını kutuplaştırdın… İslamın nurunun yerlere çalındığı, okullarda dinin yok sayıldığı, eğitimi geçtim kendi ailende bile göstermediğin hassasiyetin hesabını kimden sorup, acısını nasıl çıkaracağını mı düşünüyorsun şimdi?
Geçmiş zamanda Lemancılarla oturup sohbet etmişliğim vardı. Sohbetlerin başında hep aynı yabancı tavır, eleştirel bakış açısı, sözüm ona İslamcıların yaptığı yanlışlar ve hayatlarıyla İslamın örtüşememesi üzerine başlayan sohbetlerden bahsediyorum. Sadece lemancılar mı, bu ülkenin her rengiyle, çevresiyle yeri geldi oturduk fikir telakki ettik, yeri geldi eleştiri çemberinde kokuşmuş fikirleri çürüttük, yeri geldi dostluk bahçesine bir gül ektik. Mesele o çamur tarlasını gül bahçesine dönüştürebildik mi, asıl konumuz bu... Evet, istisnasız bütün konuşmalar önce sataşmayla başladı, ama ben İslamın sancağını elinde tutan bir peygamberin ümmetiydim, aldırmadım, aldırmam da... Sohbetlerin başlamasından itibaren aradan geçen bir-iki saat sonrasında o saldırgan tavır geçer yerini sorgulayan meraklı bakış ve algılarla yer değiştirirdi. Dini, Allah’ı (cc), Peygamber efendimizi (sav), sahabileri, hatta islam felsefesini eserlerine nakşetmiş sanatçı ve filozofları, fikir erbabı salih ve dervişleri konuştuk. Bazen şaşkın, bazen sorgulayıcı olsa da dinlediklerini farkettiğimi hatırlıyorum. Çünkü dinlemek, anlamaktır ve sohbet sonunda kitap önerisi ister kıvama geldiklerini, telefonlarımızın alındığını hatta sosyal medya takipleşmelerinin gerçekleştiğini hatırlıyorum.
Sözü uzatmayalım, sen okumazsan, araştırmazsan en önemlisi de düşünmezsen, yeri gelip bir ateistin, putperestin mantalitesini, düşünce şeklini, okuyup-anlamazsan, dininin güzelliğini nasıl anlatabilirsin? Kendime bu soruyu sorarak ilerledim, bu prensibi de rahmetli hocam Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dan öğrendim. "Her şeyi okuyun..." derdi, bilen bilir.
Konumuza dönelim, onlar şarabını yudumladı ben çayımı ama konuşabildiğimizi görüp mutlu olduk. Sonra “sen onlar gibi değilsin”, itirafı, “dine hiç bu bakış açısından bakmamıştım” yaklaşımı ve “peygamberin bu yönünü hiç bilmiyordum” serzenişini işittim. Bu cümleler beni mutlu etmedi, bilakis hüzünlendim... eksik yönlerimizi gördüm.
Ez cümle güzel kardeşim dilinize sevgi halini pelesenk edin, tavrınıza dinin yaşatan, canlandıran, güzelleştiren ahlakını kuşandırın en önemlisi de “Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diyen emre mukabil edip, önce bir niyet edin. “Sen (dâimâ) af yolunu tut ve iyiliği emret...” düsturunca hayatınızı şekillendirin, toprağı bulandırmadan tohumu bırak bakalım ne olacak. Oysa sen, haddin olmadan kendi cahil ruhunu ilahlaştırıp, kendi nefsini Rab tayin ettin, hiç sağa-sola bakma bunu sen kendin kendine, çevrene ve insanına yaptın!
Biz, İslamın “Her müslüman nebi olma vasfına sahiptir!” emrini hiçe saydık, beddua etmeyi, lanetlemeyi, bakış açımıza sahip olmayan insanları şeytan ilan etmeyi kendimize hak gördük, hadisizlik olduğunu bilemedik… Peygamber efendimiz (sav) Taif’te taş atmayı bile kendilerine yakıştıramayıp sırf iki cihan serverini aşağılamak için çocukları kullanan zevatlara bile beddua etmedi. “Hazret-i Cebrâil gelerek Rasulullah Efendimize: “Şu iki dağı birbirine çarparak bu kavmi helâk edeyim mi?” deyince Hazret-i Peygamber razı olmayıp, “Hayır, ben Cenâb-ı Hak’tan onların soylarından sadece Allâh’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak bir nesil getirmesini dilerim.” temennisinde bulundu. Şimdi bu hayat öğretisini neremize koyacağız?
Oturup konuştuğumuzda mangalda kül bırakmıyoruz. O çok övündüğünüz Avrupa şehirlerine gittiğinizde yaptığınız saçmalıkları anlatmaktan sıkılmıyorsunuz, peki düşünüyor musunuz neden her köşede Hz. İsa, Hz. Meryem ana ve dini figürler fışkırıyor? Niçin her köşe başında kiliseler, vaftiz havuzları var... Nasıl özgürce rahipler-papazlar kendi ilahilerini sokak ve caddelerde avaz avaz okuyor ve halk büyük bir gururla o ilahilere eşlik ediyor, senin din adamların nerede?
Yahu sen Müslümansın, sen kendi dininden utanırsan, güya dini konu edinen film ve dizilerinde ayrıştırmayı pompalarsan, en önemlisi kendi hayatında Kur’an-ı Kerim ve sünnetin esamesi bile yokken, dini sadece senin olmayan yansımandan tanıyan ruhlar mı suçlu yoksa sen mi suçlusun? Aynaya bir baksana!
Ülkemde İslamın şiarını yansıtan ne var, diyanet hutbeleri mi, din bundan mı ibaret olmalıydı? Nerede senin ahlakın, maneviyatın, duruşun, bakış açın, sevgi dilin, yaşam biçimin, bir karıncayı bile incitmekten haya eden yaklaşımın, sana diken atana gül uzatan merhametin nerede?
Bütün bu cümlelerimizi, Leman Dergisi’nin yaptığı terbiyesizliği aklama manifestosu olarak gören bir güruhsan, Allah senin de belanı versin!
Derdim, “Bu insanlarla aynı gökyüzünü paylaşıyorsak, Peygamber efendimize hakaret edebilecek kadar körleşen bu insanlara efendimizi sevdiremediysek, çıkan bu sonucun ve hakaretin bedeli bireysel olarak bizdedir”in feryadıdır.
Gözaltına alınan insanlara ve dergiye en ağır ceza uygulanmakla beraber manevi danışmanlar atansın, Siyeri Nebi okutulsun, okunan metinler üzerinde fikirler telakki edilsin ve üzerine tartışılsın bakalım, vallahi dönüşüm muhteşem olur. Bu olay umarım buna vesile olsun.
Bizler de payımızı alalım, hayatımızı, ahlakımızı gözden geçirelim ve şekillendirelim.
Temennim odur ki başından aşağı işkembeler dökülen, yürüdüğü yollara dikenler serilen güzeller güzeli peygamber efendimizin merhameti, şefkati ve güzelliği, köhneleşen, çoraklaşan ve nefret kusan biçare yüreklerimize merhamet tohumları serpsin.
Yazı-Foto: Ayşe Büşra Erkeç / İzin almadan çoğaltılamaz, isim yazmadan paylaşılamaz.
.jpeg)
.jpeg)



.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder
Görüş ve düşüncelerinizi yazın...