Cat Stevens (Yusuf İslâm) Biyografi
Gözleri henüz kirlenmemiş, gözyaşları çocuksu, kırılganlıkları gelip geçici.
Renkli kalemlerle içi boş resimlere hayat veren bir can gibiydi Cat Stevens…
Sukut ile örülmüş bir hayata, hayatına vurulmuş darbelerle doluydu yaşamı. 1948 de doğmuş, Rum bir babanın ve İsveçli bir annenin üçüncü çocuğu olan Stevens’ın asıl adı.
Steven Demetre Georgio idi. Londra / İngiltere’de doğdu. Bakışları masum, gözleri karanlıktı. Sesi naif nağmeler saçarak etrafa yayılırken aydınlık bebeksi yüzünü gölgelendiren dalgalı saçları ve gözleri ile hayata merhaba dedi…
Çocukluğu şehrin batı kısmının merkezi diyebileceğimiz bir yerde geçti. Britis Museum’un da bulunduğu bu çevrede birçok tiyatro, cafe, sinema bulunuyordu. Londra’nın shaftes buryy caddesi ile tarafalgaf caddesi’nde geçti. Büyüdüğü yerin yetişmesinde önemli katkıları olmuştu, daha o yaşta ruhunu şekillendiren bir sanat çevresi içinde bulunuyordu. Drury sokağında bulunan okulda eğitim hayatı başladı.
Okulu, kendini ve öğrenmeyi benimsediği ve tanıdığı ilk yerdi. Hıristiyan-Roma Katolik bir okuldu. Hayatındaki ilk sıra dışılıktı. Stevens’te bir ordotoks tu. Öğretmenleri ahlaktan. Cennetten ve cehennemden bahsediyor ve İsa’yı anlatıyorlardı. Genelde bahsettikleri insanların “iyi” olması gerekliliğiydi.
Ancak dışarıdaki hayat öyle değildi. İyi kavramı insanın özündeki “kötü” lük ile çatışıyor Stevens’ ta etrafındaki “iyi”liklerin tükenişinden duyduğu rahatsızlıkla duygularını sınırlandırıyor, keşmekeşliğini artırıyordu. Hayatının paradokslarıyla karşılaşıyordu. Daha küçük bir çocuktu ve her çocuk gibi hayalleri ve umutları vardı. Ve bu yaşadığı çelişkiler, sanatını ve ifadelerini etkileyecek zeminler hazırlıyordu.
Dünyayı algılayışında, onu yorumlayışında bunları kelimelere döküşünde çok etkisi olacaktı. Bu durum sonraları çocuklarla olan diyalogunda ustalaştırırken onlarla birlikte olma ve çalışma yoluna iletecekti. 8 yaşında iken anne ve babası boşandılar. Bir boşluk içinde nefes nasıl alınır, arkasında güven telkin edecek baba nasıl terk edilir, yağmurlarında ıslandığı şehir nasıl küstürülür ve geçmişin kırılganlığıyla örülü boşluğuna inat nasıl annesi ile İsveç’e gidilir, belki de ilk kaçış diyebileceğimiz bu kaçış Stevens hayatında önemli bir geçiş noktasıydı.
Geride bıraktıkları sızı gibi içini kemiren bir uzletti. Bu durum belki 16 yaşında okulu bırakmasında etkili olmuştu. Babasını terk ettikleri gibi terk etti okulunu… Annesiyle birlikte sığındığı İsveç gibi sığındı gitarının nağmelerine…
Geride bıraktıkları sızı gibi içini kemiren bir uzletti. Bu durum belki 16 yaşında okulu bırakmasında etkili olmuştu. Babasını terk ettikleri gibi terk etti okulunu… Annesiyle birlikte sığındığı İsveç gibi sığındı gitarının nağmelerine…
Plağının bulunmadığı ev, parçalarının ezberlemediği zihin kalmamıştı. Besteleri zirvede olmanın tadını çıkarırken, İsa suretlerini andıran Rum asıllı İngiliz genç, gitarından yayılan duygulu şarkılarla zirvelere yerleşmişti. Yükselişin verdiği yaz esintisi gibi coşkunun ardından, kendine doğru çıkılmış yolculuğun sinyalleri başlamıştı.
İlk hit parçasını ve albümünü 18 yaşında yaptı. “ I Love My Dog” şarkısı Cat Stevens’in doğuşu anlamına geliyordu. 1966 yılında “Matthew & Son” albümünü piyasaya sürdü. Bu yıllar Stevens ‘in yaşadığı hayal kırıklıklarının ardından gelen uyarıcı bir narkoz gibiydi. O ise uyuşmak yerine hayatını canlandırıyor ve hızlanan ritmine koyuvermişliğinin sarhoşluğuna kapılmıştı…
Bu arada Hollywood’a meşhur olmaya çalışan güzel bir kadınla tanışması ve aşkı dillere destan olan ve unutulmayan, “My Lady Darbanville” şarkısını yaptıran, esrarengiz güzel kadına kapılmıştı Stevens. Yüz vermeyince “Darbanvill” Stevens’ın hüznü sadece basit bir aşk acısından öteye geçmiş ve onu Tüberküloz (verem) hastalığına yakalanmıştı…
Hastalık onu sahnelerden kopardı, kaçırdı ve iyileşebilmek için istirahata çekildi. Bu çekilme ve uzlet anlarında hayat ve anlamı hakkında tekrar düşünmeye başladı. Nereye gidiyordu, hayatının yörüngesi değişiyor bu değişim ise bilincini arayışa yöneltiyordu. Soruları zihnini meşgul ederken tüberküloz geçişin kapılarını aralatıyordu. Bu düşünceler büyük deyimlere sebep oldu. Hayatın akışı için içinde fırsat bulamadığı birçok olaya bu dönemde açıklık getirdi... Bununla ilgili yöneltilen bir soruya Cat stevens şöyle bir açıklama getirir;
“ Kronolojik olarak ben Amerika’da oldukça popülerken, başımdan geçen bir olaydı. Malibu da bir arkadaşımın deniz kenarında bir evinde olmuştu. Bana kimse yüzmek için uygun bir zaman olmadığını söylemedi. Hani bilirsiniz insanlar bazen yapmadığı şeyleri yaparlar. İşte ben yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve daldım suya. Fakat bir müddet sonra akıntının çok kuvvetli olduğunu hissettim ve sahile doğru yüzmeye çalıştım ama bir türlü yapamıyordum. İşte tam o anda, bilirsiniz insanın kim olduğunun tam olarak farkına vardığı ve kimden yardım isteyeceğini anladığı o anda, “ Tanrım eğer beni kurtarırsan, bundan böyle hep senin için çalışacağım.” diye dua ettim. Ve bir dalga geliverdi. Bende dalganın yardımıyla var gücümle sahile doğru yüzdüm. Şüpheci bir insan bunun bir tesadüf olduğunu söyleyebilir. Ama eğer bu ölümle yaşam arasında bir tesadüfse o zaman bu çok önemli oluyor…”
“ Kronolojik olarak ben Amerika’da oldukça popülerken, başımdan geçen bir olaydı. Malibu da bir arkadaşımın deniz kenarında bir evinde olmuştu. Bana kimse yüzmek için uygun bir zaman olmadığını söylemedi. Hani bilirsiniz insanlar bazen yapmadığı şeyleri yaparlar. İşte ben yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve daldım suya. Fakat bir müddet sonra akıntının çok kuvvetli olduğunu hissettim ve sahile doğru yüzmeye çalıştım ama bir türlü yapamıyordum. İşte tam o anda, bilirsiniz insanın kim olduğunun tam olarak farkına vardığı ve kimden yardım isteyeceğini anladığı o anda, “ Tanrım eğer beni kurtarırsan, bundan böyle hep senin için çalışacağım.” diye dua ettim. Ve bir dalga geliverdi. Bende dalganın yardımıyla var gücümle sahile doğru yüzdüm. Şüpheci bir insan bunun bir tesadüf olduğunu söyleyebilir. Ama eğer bu ölümle yaşam arasında bir tesadüfse o zaman bu çok önemli oluyor…”
Daha sonra şunları ekler…
“ Yeni yeni İslâm’ı keşfetmeye başlamıştım. Buda bana abim tarafından hediye edilen
bir Kuran sayesinde olmuştu. Daha önce üzerinde hiç düşünmemiştim, ama hediye edilen Kuran’ı okuyordum. Aynı zamanda bir pop yıldızı olarak normal hayatıma da devam ediyordum. Konserler için yolculuklara çıkıyordum, büyük stadyumlarda şarkılar söylüyordum. Ancak oteldeki odamda yalnız kaldığımda sessizce kendime sadece Kuran okuyordum. Benim için iki hayat vardı artık. Hayatımdaki en güzel ses Kuran’dan kopup gelen ses olmuştu. Yıllardır aradığım motivasyon işte buydu. Daha fazla zevk alamadığım şeylerle uğraşmaya son verdim. Bunun yanında hala müziği seviyorum ama güzel bir hayat için şarkı söylemeyi bırakıp güzel bir hayat yaşama yolunu seçtim. Bir idol olmak yerine otobüse binen, basit işler yapan normal bir insan olmaya karar verdim. Ve gerçekten ilk başladığım yere döndüm. Bir çocuğun harikulade umutlarla süslediği “iyi” bir yaşamın yaşandığı “iyi” bir dünyaya! Ama bu sefer nasıl elde edebileceğimi keşfederek…”
Hayatını bu safhasından sonra yeni keşifler eşlik ediyordu Cat stevens’e o artık “Yusuf İslam” olmuştu… K.K. de okuduğu diğer sureler dâhilinde en çok etkilendiği Yusuf suresi olmuştu… Yine kendini kapattığı otel odasında Yusuf suresini okuyordu. Yusuf onun için bir semboldü. Masumiyeti, hayatının karışıklığı, sıla ve baba özlemi, aşk yarası ve mahkûmiyeti ile belki de Stevens kendini bulmuştu Yusuf’ta. Tanrı onu dönem dönem felaketlerle karşılaştırmıştı. Ama sonuçta Yusuf, Selamete ermişti. Bu arada Stevens’in kalbindeki isyan ve arayış çığlıkları kendi sesine ulaştı. Ve o anda kalbini İslam’a açtı. Londra da ki merkez camii ne giderek Müslüman oldu.
“ SESSİZLİĞİN SESİ"
Merhaba karanlık benim eski dostum
Seninle tekrar konuşmaya geldim
Çünkü bir hayal usulca ortaya çıkıyor
Uyuduğum anda beni terk ediyor
Beynimde büyüyen tüm hayaller
Sessizliğin sesiyle hala akıyor
Durmayan dalgalar arasında
Yalnız yürüyorum
Rengimi yağmur bulutunun rengine döndürdüm
İnsanlar konuşuyor konuşmadan
İnsanlar duyuyor dinlemeden
İnsanlar asla paylaşılamayan şarkıları sürdürüyor
Hiç kimsenin cesaret edemediği…”
Seninle tekrar konuşmaya geldim
Çünkü bir hayal usulca ortaya çıkıyor
Uyuduğum anda beni terk ediyor
Beynimde büyüyen tüm hayaller
Sessizliğin sesiyle hala akıyor
Durmayan dalgalar arasında
Yalnız yürüyorum
Rengimi yağmur bulutunun rengine döndürdüm
İnsanlar konuşuyor konuşmadan
İnsanlar duyuyor dinlemeden
İnsanlar asla paylaşılamayan şarkıları sürdürüyor
Hiç kimsenin cesaret edemediği…”
Ayşe Büşra Erkeç/HaBertaraf



Yorumlar
Yorum Gönder
Görüş ve düşüncelerinizi yazın...