Ayşe Büşra Erkeç “Adım adım ilerledim” / Kadincakararinca.com Röportaj

Yeni Şafak Gazetesinin editörü, Kalbimin Putlarını Temizliyorum isimli bir kitabı var, Gazeteciliğe çok erken yaşlarda başladı...
Ayşe Büşra Erkeç’le kısa bir yolculuğa var mısınız?



Bize kendinizi nasıl tanıtırsınız Ayşe Hanım?

Kendimle alakalı sorular beni çok zorlayan sorulardandır. Annemin “Seni sen değil, bırak başkaları anlatsın” terbiyesiyle büyüdüğümüz için, gerçekten kelimelerin tükendiğini hissederim bu soru karşısında. Lakin zorlasa da en doğru cevap olarak, kendini arayan yolcu diyebilirim.
Çocukken rüyamda; evimizin bulunduğu sokağın başında büyük bir at görmüştüm… 5 -6 yaşlarındaydım ve rahmetli dedeme anlattığım zaman rüyamı, dedem: “kendi yolunu arayan bir insan olacaksın sen kızım, at da ruhunu temsil ediyor” demişti. Sanırım bu rüya tabir edildiği şekliyle gerçekleşti, her kim isem o olmaya çalışıyor ve kendimi arıyorum…
Her insan gibi yolculuğa devam ediyoruz şimdilik…

O zaman yolculuğunuzun duraklarından bahsedin bize Ayşe Hanım? Ve bu duraklarda sizi etkileyen kişilerden?
“Yolculuk” kavramını açmak lazım sanırım. Her insanın yolcuğu, varlık nedenleri ve ilerleyiş süreçleri vardır ve ben bu sürecin berzahtan; yani, Allah ile ahitleştiğimiz ve ona verdiğimiz sözden itibaren başlayıp yine ona kavuşuncaya kadar olan zaman dilimi olduğunu düşünüyorum.
Başı ve sonu belli olan bir yolculuk bu, lakin İbrahim Hakkı Erzurum i Hz.lerinin var oluş evrelerini anlattığı durumunda olduğu gibi, bir nutfe olarak yeryüzüne atılan insanın eğer özündeki o “iyilik” özüne ulaşamadığı (ki ben bu “iyilik” ten Allah’ın ruhumuzda yaşayan nefesini anlıyorum, tekrar tekrar yolculuğa en başından başladığını anlatır, marifetnamesinde. Ve hayatımıza dâhil olmuş her insan aslında bizim duraklarımızdır. Eğer gidilecek istikamet belli ise yolda karşılaştığımız bir dilenci bile bize hayatın sırrını fısıldayarak, manayı ve anlamı avuçlarımıza bırakır. Sadece nasıl okuyacağımızı ve ne mesaj almamız gerektiğini kavrayabilelim…

Nasıl okuyacağını bilen nasıl yazacağını da bilir değil mi Ayşe Hanım?
Elbette… Ve şunu eklemek lazım, nasıl okuyacağını bilen de nasıl yaşayacağını, nasıl yaşayacağını bilen ise ne yazacağını bilir. Ve Beynimiz çöplük değil, onun için çocuklarımıza önce kendi edebiyatımızın ve bilim dünyamızın yıldız değerinde olan şahsiyetlerini okutalım ve biz de okuyalım.
Okumak aslında kendimizi tanımamızda ve ruhumuzun heykelini şekillendirmemiz de bize kolaylık sağlıyor. Onun için birey olarak çok dikkatli ve seçici bir yol izlemeliyiz, hakeza evlatlarımıza okumaları için seçtiğimiz kitaplar da çok büyük önem arz ediyor. Mesela batı klasiklerinden önce, doğu kültürünü yansıtan ve çocuk yaşlarda ruhu terbiye etmeye yönelik eserler belirleyici olabilir. Dede Korkut Masalları bunun için iyi bir örnek teşkil ediyor.
Cahit Zarifoğlu’nun öyküleri veya Kemalettin Tuğcu hikâyeleri gibi; örnekler artırılabilir. Bu anlamda zengin bir kültüre sahibiz. Bir şiirin en sevdiğim mısrasında zikrolunduğu gibi “Çocuklarımızın beslenme çantasına şiir koyalım” ki ruhları nezaketi erken yaşlarda öğrensin.
Evet, evlatlarımızın ruhlarını da bu anlamda beslemek lazım… Bazen ne yazacağımızı bilemediğimiz anlar oluyor, sürekli aynı şeyleri tekrar eden yazarlar var. Bu sizce neden kaynaklanıyordur?
“Ne yazacağımızı bilemediğimiz anlar” dediniz, bu önemli bir ayrıntı, derdimizin kaynağını iyi analiz etmeliyiz. Derdi olanın kalemindeki mürekkep kurumaz fakat o mürekkebi kaleme doldurmak içinde bazen belli bir zamanın geçmesi gerekiyor. Ben o anlara bekleme ve dolum süreci diyorum.
Ruhu beslerken kalbimizi ve beynimizi de beslememizin gerektiğini unutmamalıyız ki bu yine okumakla gerçekleşir. Kitaplar en bildiğimiz okuma şekli fakat yeterli değil. Âlemlerin, okumayı bilenler için birer ayet olduğu zikrediliyor, o zaman Allah’ın yaşayan ayetlerini görmek için gözümüzü açık, ferasetimizi uyanık tutmak durumundayız. Bu bütün insanlar için gerekli fakat yazarlar için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Ve yine yolculuk dediğimiz yaşam sürecimizde, sürekli sona doğru yaklaşırken Efendimiz (sav)in hadis-i şerifinde zikrettiği gibi “iki günü eşit olan ziyandadır” ifadesine binaen, okumayı bilenler nasıl ve neden yaşamın ve kalemin tekrarına düşer? İlerliyorsak bunu yazılarına aksettirmek yazarların vazifesi aslında, ilerleyemiyor ve ifade buyurduğunuz gibi tekrara düşüyorsak orada durup etrafımıza dikkatlice bakıp, olduğumuz durumu düşünmek ve eksikleri tamamlamak için noksanları keşfetmemiz gerekiyor. Bu da öz-yargı ile gerçekleşir sanırım, kendimizi hesaba çekmekten korkmamalıyız.

Peki, gazetecilik, hayatınızda ne gibi değişikliklere vesile oldu?
Gazeteciliğe gelince, okul çağlarımda arkadaşlarımla gazetecilik oyunu oynayarak ve mahalledeki hanımlarla röportajlar yaparak başladığım bu meslek, tıpkı yazı yazmak ve okumak gibi insanın bilinçaltına işleyen bir hal…
Konya’da yerel gazetelere kültür sanat sayfası hazırlayarak ve köşe yazıları yazarak devam ettiğim bu durum, edebiyat dergileri hazırlamaya kadar devam etti. Lakin İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda Konya’dan gelen bir halin devamı olsa gerek eğitimcilik yaptım… Eğitimcilik çok kutsal ve müthiş geri dönüşümleri olan bir meslek fakat gazetecilik benim için yaşam tarzı haline geldi. Onun için Allah’ın karşıma çıkardığı ilk fırsatta yine gazeteciliğe devam ettim ve bu fırsat beni Yeni Şafak Gazetesine ulaştırdı. Sorunuzda belirttiğiniz gibi “ne gibi” bir değişiklik dersek, aslında görünürde bir değişiklik olmadı, zaten devam eden bir yolda, basamak basamak, adım adım ilerledim diyebilirim…

Adım adım geldiğiniz noktada bir de kitap çıkardınız. Kalbimin Putlarını Temizliyorum isimli bu kitabı okuyanlar nelerle karşılaşacak, okurlarımıza biraz ipucu verebilir misiniz?
Kitaplar ayna gibidir, okuyanın ruhunu kuşanır ve ona göre şekillenir. Tekâmül maceranız da neye gereksiniminiz var ise size onun kapılarını açar ve cevap verir. Ama “siz aynanızdan ne yansıttınız?” diye soracak olursanız; sorgulamaktan korkmamayı ve ön yargıların idam edilmesi gerektiğini, etrafa bakmaktan ve insanların birbiriyle uğraşmaktan kendilerine bakmayı unuttukları bir zamanda en önemli ve ihmal etmememiz gereken bir şeyi “ruhumuza, aklımıza, vicdanımıza en önemlisi de kalplerimize” bakmayı, onlara yönelmemiz gerektiğini yansıtmaya çalıştım… Ve okuyucuların da bunu görmelerini umuyorum.

İnşallah Ayşe Hanım, bu hoş sohbet için size çok teşekkür ediyorum, çalışmalarınızda başarılar dilerim…
Ben teşekkür ederim Zeynep Hanım...

Zeynep Kahraman Füzün – Kadınca Kararınca
http://www.kadincakararinca.com/yazarlar/ayse-busra-erkec-adim-adim-ilerledim/



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

 Sadece Leman Dergisi mi? Evlerimizde de "Siyer-i Nebi okuyalım!

Sen de Allah’ın biriciğisin...

Sevdiceğimiz kalbimizi kırdığında, nisyan ile bir gül uzatalım