Kara Kışa, Sarışın Vicdan
Bir dolu şansımız var hala… Bunun birinci adımı “vicdan” muhasebesidir.
Kara kışa yakalandık, yangınlardan sıyrılmayı umut etmiştik oysa... Sarışın oğlumun küçülen gözlerine baktıkça, devranın tutuşan yaralarının üstünün nasıl ustaca örtüldüğünü gördüğümde ve dahi hukuk kurallarının başarılı bir şekilde üstü örtüldükçe anlıyorum ki, donmak üzere katılaşmış bir bedenin yangınını taşıyoruz. Hepimiz aynı durumdayız, hepimiz donuyor ve yandığımız yanılgısında vakit kaybediyoruz.
Şu kara kışta Van’da donan evlatları gördükçe, İstanbul'un göbeğinde otobüs egzozundan ınınmayı uman Suriyeli çocukların varlığına şahitlik ettikçe, şu kara kışa teslim olan fakir kalplere baktıkça, şu kara kışta babaların tutuklanan ömürlerinden ömürler gittikçe hapishanelerde ve adalet dört duvar arasında sıkışmaya devam ettikçe yangınımız artıyor...
Dünya beceriksizlikler üzerine mi kuruldu? diye soran Pavese’ye kötülüklerin nasıl ustaca geliştirildiğine bak, demek isterdim. Gerçi o da kötülüklerin bile bilgece yapıldığından dem vurmuyor mu? Herkes herkesin potansiyel suç dosyasına katkıda bulunmak için el birliği ile çalışmıyor mu?
Suç ve Ceza’da Raskolnikov’a acı çektiren hangi etkenlerdi? Vicdanı mı, yoksa suçunun bedeli mi?
Vicdan, meselesine gelip dayarsak olayları, suç oranlarının nasıl düşüşe geçeceğini görürdük.
Durmayın devam edin kötülük peşinde koşan insanlar, kendinizi dönüştürüp değiştirebileceğiniz en son raddeye kadar elinizden ve dilinizden gelen bütün kötülükleri yapın. Hatırlayabildiğiniz temiz kalmış ne kadar hal ve ahvaliniz varsa yok edinceye kadar devam edin kötülüklerinize! Ta ki; kapınız vicdan muhasebesine çıkıncaya kadar! O kapıdan sonra gerçek bir arınma ve temizlenme süreci ile kendi halinize döneceksiniz elbet... Mutlak ve keskin bir temizlenme şekli er yada geç gelecek emin olun.
Bu dünya böyle; ah ömrüm ne de ağırmış meğer yüküm… der ve kaldığınız yerden daha ağır bir yaşama suçuyla başlarsınız bıraktığınız yerden… Ta ki arınıncaya dek! Kurtuluş yok, alanınız bu noktada daha da kısıtlı; üzgünüm! Tanrı üflemedi mi kendi ak ve pak ruhundan ruhumuza… O öz’e dönene kadar bu devran dönmeye devam edecek. Korkarım en kestirme yol, bir an evvel “iyi insan” olmak!
Bir kez olgunlaştık mı, iyi ve kötü ne demek anlayacaksınız! Bunu öğrenmenin yaşı yok, rengi yok, cinsi yok, kokusu yok... Bunu öğrenmenin tek yolu, aydınlık bir vicdan muhasebesine açmaktır kendinizi. İnsanlara kendinizi istediğiniz gibi anlatıp, istediğiniz intibayı bırakabilirsiniz, asıl olan vicdanınızın gözünde kendinizi nasıl görüyor ve değerlendirdiğinizin cevabında gizli.
Kısacası temiz bir vicdan, içimizde var olan düşüncelerin açık bir üslupla dile getirilmesidir.
Kendimize doğru yol almaya devam ettiğimiz süre sonucunda göreceğiz, kabul ettiklerimiz arttıkça huzura doğru yol aldığımızı.
Bir dolu şansımız var hala… Bunun birinci adımı “vicdan” muhasebesi…
Diğerleri mi? Onları ilerleyen süreçlerde dile getireceğim; şuan yapmamız gereken, üzerimize dikilen yaşamı mı, yoksa kendi diktiğimiz yaşamı mı tercih ediyor ve seçiyoruz? Buradan başlamak en akıllı çıkış noktamız olacaktır.
Doğal olmayı deneyelim, hesap vereceğimiz mevki her ne ise; Tanrınız, vicdanınız, ya da hangi kutsal değere inanıyorsanız O ve siz varsınız sadece.
Kör olmayı denemek yerine, zifiri karanlıkta bir başka yüzü aramak daha mantıklı değil mi?
Kendi karanlığınıza dönüp, aydınlığı yakalamak ne güzeldir oysa… Başkalarının aydınlığında oyalanmak yerine…
Haydi; temizleyip ayıklayalım kabalığı ve riyayı ruhlarımızdan...
Vakit o kadarda geç değil.
Ayşe Büşra Erkeç

Yorumlar
Yorum Gönder
Görüş ve düşüncelerinizi yazın...