Dinlediğiniz şarkılara göre kişilik analizi yapılır
Müzik seçimi çok önemlidir. Dinlemeyi seçtiğiniz veya reklam arasında ya da öylesine bir kafeden kulağınıza ilişiveren bir tını, yolculuk yaparken, kahve içerken, evlenirken, yazı yazarken, hamileyseniz bebeğinizle dinledikleriniz çok önemlidir. Eskiden, düzenli yazı yazdığım günlerde yazı yazma müziklerim vardı, bugün hepsini unuttuğumu, nasıl seçkiler olduğunu, ne tarz müziklerden oluştuğunu hatırlamadığımı farkettim.
Haleti ruhiyenizden süzülen yada duygularınıza eşlik eden müzikler, sözsüz veya sözlerini anlamadığınız şarkılardan oluşmalı ki yazı karakterlerinizi etkilemesin değil mi? Bunu da eskiden düşünürdüm şimdi aynı tezi savunmuyorum. Tınılar duygularımızı etkiliyorsa ki bence etkiliyor, o zaman sözlerin ne dediğinin bir önemi var mı? Elbette ki yok.
Bugün bu cümleleri yazmadan önce de eski bir alışkanlıkla arkada çalan bir şeyler olsun istedim ve listeme şöyle bir göz gezdirdim... "Dinlediğiniz şarkılara göre kişilik analizi" diye bir çalışma yapılsaydı eminim bütün analistler listem karşısında kafayı yerdi. Listemin karışıklığı, hele hele beğendiğim müziklerden bahsetmek bile istemiyorum, beni düşündürdü. Sonra dedim ki; "Eskiden seçeneğimiz azdı ve seçeneklerimiz arasında yer alan sesler de gerçekten iyi seslerdi, gerçeklerdi... şimdi sesler de müzikler de mekanik ve robotsu. Karışıklığını mazur gör Ayşe, aç bir kadife ses dinle ve ruhunun huzurla rahatlamasına izin ver." Bu telkinle bir nebze rahatladığımı itiraf etmeliyim.
Duygularımız da mı bu hale dönüşüyor? İnanın yargıdan uzak bir özeleştiri bu, insanlardan bahsetmiyorum kendimden sorumluysam kendimi yargılıyorum. Duygularıma ne oldu, sesini duymakta zorlanıyorum, mekanik, robotik ve ölçülü-biçimli yani kalıplara sıkıştırılmış bir halde artık, özgün duygularımıza, gerçek duygularıma ne oldu nereye gittiler diye düşününmeden edemiyorum.
İstanbul'a ilk geldiğim yıllarda bir dostum, "Metropolde yapamazsın, harcanırsın, sen taşradan geldin hemen geri dön." demişti. Hala hayatta olsaydı ona, "Sadece büyük şehirler değil, senden sonra bütün dünyayı metropol yaptılar ve duyguları katlettiler." derdim. Acımasız bir portre çizmek istemiyorum inanın ama kıyıda köşede direnen ve insan olduğunu kendine hatırlatan veya insanlığının farkında olan insanlar elbette varlar. Azlar ama varlar, çoğunluğun arasında gizleniyorlar ve çıplak gözlerle teşhis edilemiyorlar ama varlar. Oturup şiir okumuyor olabilirler ama şiir gibi yaşamaya çalışıyorlar, bir satırı aylarca düşünüp üzerine konuşmuyorlar ama en güzel soruları yüreklerine soruyorlar.
İş hayatının içerisindeki bütün kaypaklığı, manipülatif kaosları görüyorlar ama yine de helal ekmek endişesi ile işlerini içtenlikle yapıyorlar. Sabah kahvelerini içerken, "Allahım iyi ki kahveyi ve çayı yaratmışsın" şükrüyle muhteşem kahve kokusunu içine çekerek güne başlayıp, Müslümanların zaferleri için seviniyor ve fetihlerin artması için dua ediyorlar. Dostlarının sevinçlerine içtenlikle seviniyor, sıkıntılı olan kardeşlerine hakkı ve sabrı tavsiye ediyor ve asla dedikodu yapmıyorlar, yapsalar da tövbe etmeyi ihmal etmiyorlar.
İyi bir şiir yazar gibi yaşamaya özen gösteriyorlar ve sevdaların hala 1960'lı yıllardaki masumiyet sadakatiyle yaşanacağına inanıyorlar. Her şeye rağmen direnen insanların varlığına olan inançlarının yitip gitmemesini umut eden ve bunu Tanrıdan dileyen iyi insanlar hala var. İnanıyorum.
Yani şurada olan bir avuç insanız, iyi insan olmak için savaşmak gerekiyorsa içtenlikle bu cephede yer alan güzel yüreklerinizi selamlıyorum.
Not: Fonda çalan Fairuz, okuyan herkese gelsin.
Yazı-Foto: Ayşe Büşra Erkeç / İzin almadan çoğaltılamaz, isim yazmadan paylaşılamaz.
Yorumlar
Yorum Gönder
Görüş ve düşüncelerinizi yazın...