Kimsenin okumadığı o yazı
Yazı yazarken insanı yazmaya sevk eden en önemli dürtü karşılık bulması, okunması hatta eleştirilmesidir. Bunlar olmadığı zaman yazmaktan vazgeçer mi yazar, asla vazgeçemiyor. En azından ben kendi deneyimlerime göre okunması, konuşulması veya yorumlanmamasına odaklanmıyorum. Çünkü kendim ve dokunma ihtimalim olan hayatlar için yazıyorum. Biliyorum ki kelimelerin bir sahibi olduğu gibi (Her şeyin sahibi Allah’tır.) bir de alıcısı var. Hitap edeceği, anlam bulacağı bir insan vardır… yani tabiri caiz ise su akacağı oluğu bulur, burada ben ve bütün yazarların posta görevlisi olduğunu düşünüyorum. Hepimiz dünyada zaman zaman boşluk duygusuyla baş etmeye çalışıyoruz, farkında olsak belki bize mutluluk verecek gelişmelerin zamanlaması yanlış olduğu için algılayamıyoruz. Bundan on sene önce boş zamanların hayalini kurarken bugün ki şartlarım itibariyle can sıkıntısı çekiyorum. Bu durumu geliştirmek için ise algılamam gerekeni, oradaki mana ve mesajı bulmalıyım değil mi? Sık...