Haddini bilmeyen “Aşk”ı ne bilsin!
Son günlerde yazmak için çok sebep ve konu buluyorum. Bunun nedenini bilmiyorum ama bildiğim tek şey, besmele ile başladığım yazılarımın ihtiyacı olan ruhlara, sadra şifa olmasıdır. Hadi başlayalım; son günlerde insanlık olarak kendi değerlerimize, bilgimize, tecrübelerimize ne kadar yakin ve ne kadar uzak durduğumuz çok dikkatimi çekiyor, rikkatimi de nazikçe size sunuyorum. Bilmek ve bilmemek arasındaki ince çizgiyi kavramak, duruşumuzu betimlerken “haddini bilmek” gibi bir kavramı, kendimce vazifeyi de benimsememe neden oluyor. İslam kaynaklardan öğrendiğim, “fena ve beka” nazariyesinin kurucusu olarak bilinen mutasavvıf Ebû Saîd el-Harrâz'ın, “Nefsinde olanı bilmeyen Rabbini nasıl bilebilir?” sözü daha sonra, “Nefsini bilen rabbini bilir” şeklinde tasavvufî bir vecizeye dönüşmüş ve zamanla hadis olarak literatüre geçmiş. Bunu düşünürken aklıma birden Yunus Emre’nin, “Okumaktan mana ne/ Kişi Hakkı bilmektir/Çün okudun bilmezsin/Ha bir kuru emektir.” dizelerinde ki ifade...